
Büyük patlama 6 gün sonra!
Eylül 4, 2008
Evrenin sırrını çözecek deney için geri sayım başladı…
Sonunda her şey tamam edildi. Şimdi deney için geri sayım başladı. Tarih belli: 10 Eylül.
Evrenin oluşumundaki sırları ortaya çıkarması hedeflenen Centre Europeen pour la Recherche Nuclearie-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde(CERN) yapılacak büyük patlama deneyinde 10 Eylülde önemli bir adım atılarak, ”atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı” çalıştırılacak.
1999 yılında Bulgaristan’ın katılımı ile CERN’e üye ülke sayısının 20′ye yükseldiğini ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinden 6 bin 500 dolayında bilim insanının buradaki araştırmalarda yer aldığını ifade eden Sultansoy, ”Türkiye, maalesef, halen gözlemci statüsündedir. Ancak son üç yılda yetkililerin çabalarıyla büyük bir canlanma başlamıştır” diye konuştu.
Kuruluşundan itibaren CERN hızlandırıcıları sayesinde pek çok yeni parçacık bulunduğunu aktaran Sultansoy, özellikle 1970′lerde nötr zayıf akınlar ve zayıf etkileşmeleri taşıyıcısı olan elektromanyetik etkileşmelerin taşıyıcısı fotonun büyük kütleye sahip benzerleri, 1980′lerdeki W ve Z bozonların CERN’de yapılan bulgular arasında olduğunu ve bunların Nobel Ödülü aldığını belirtti.
-ÇARPIŞTIRICI ÇALIŞMA AŞAMASINA GELDİ-
CERN’in dünya kamuoyunun odağı haline gelmesinin nedeninin ”mühendislik harikası olan insanoğlunun kurduğu en büyük hızlandırıcı Large Hadron Collider-Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın (LHC) çalışma aşamasına gelmesi” olduğunu vurgulayan Sultansoy, yerin yaklaşık 100 metre altında 27 kilometrelik tünelde kurulan bu çarpıştırıcının üzerinde 4 dev deney aletinin kurulduğunu belirterek, şöyle devam etti:
”Bunlardan ikisi, ATLAS (A Toroidal LHC ApparatuS) ve CMS (Compact Muon Solenoid), genel amaçlı detektördür. ALICE (A Large Ion Collider Experiment) detektörü maddenin yeni hali olan quark-gluon plazmasını, LHCb (Large Hadron Collider beauty) deneyi ise evrenin oluşumunu sağlayan madde-antimadde asimetrisini incelemek için tasarlandı.”
-10 EYLÜLDE DENEYİN ÖNEMLİ BİR ADIMI ATILACAK-
8 Ağustos 2008′de ilk protonların ön hızlandırıcıdan ana hızlandırıcıya başarılı bir şekilde aktarıldığını anımsatan Sultansoy, 10 Eylülde ilk proton demetinin ana hızlandırıcıda devrinin sağlanması çalışmasının yapılacağını bildirdi.
Sultansoy, böylece yapımı yıllar süren ”atomaltı parçacık çarpıştırma cihazı”nın çalıştırılma aşamasına geldiğini söyledi.
Bu deneyin ardından Ekim ayının başında da 5 teraelektronvolt (TeV) enerjiye sahip proton demetlerinin çarpıştırılmasının öngörüldüğünü anlatan Sultansoy, CERN’deki çalışmalarda evrenin oluşum sırlarıyla ilgili yeni bilgilerin de 2009 yılının sonlarından itibaren alınmaya başlanmasının öngörüldüğünü aktardı.
Sultansoy, ”Son araştırmalara göre, 2009′un sonlarında deneyler sonunda mini kara delikler görme olasılığı ortaya çıkacak. Ancak büyük patlama henüz olmayacak. Evrenin oluşmasıyla ilgili bilgilere bu tarihten sonra ulaşılmaya başlanacak. 10 Eylüldeki deneyde de büyük bir adım atılacak. Protonların 27 kilometrelik ana halkada dönmesini göreceğiz” diye konuştu.
Bu çalışmaların Kasım ayı ortalarında tamamlanmasının ardından gelecek yıl da asıl amaç olan 7 TeV’lik proton demetlerinin çarpıştırılmasının planlandığını aktaran Sultansoy, ”Bu durumda ilk bilgilerin 2009 yılının yaz döneminde fizik camiasına aktarılması söz konusu” dedi.
-EVRENİN EN SOĞUK YERİ-
Dünyanın 300 Kelvin, evrenin ise 2.7 Kelvin dolayında bir sıcaklığa sahip olduğunu, CERN’deki sistemin ise 1.8 Kelvin sıcaklıkta çalıştığını belirten Sultansoy, ”Dolayısıyla CERN, evrenin en soğuk yeri.. Bu pek çok anlamda mühendislik harikası. 10 Eylülden itibaren hızlandırıcıların çalıştırılması aşamasına girmiş olacağız” dedi.
Sultansoy, 10 Eylülde yapılacak deneyde dünyanın pek çok bölgesinden gazetecinin deneyi izleyeceğini ve kamuoyu ile sonuçları paylaşacağını söyledi.
-”CERN’DEKİ İLERİ TEKNOLOJİLER NELER OLACAK?”-
CERN’deki teknolojilerin üç ana konu etrafında odaklandığını belirten Sultansoy, bunları evrenin oluşum sırlarını ortaya çıkarmayı hedefleyen ”hızlandırıcı teknolojileri”, ”detektör teknolojileri” ve ”bilişim teknolojileri” olarak sıraladı.
Hızladırıcı teknolojisi olmadan bilim ve teknolojide hemen hemen hiç bir alanda geleceğin teknolojilerinin oluşturulamayacağına işaret eden Sultansoy, detektör teknolojilerinin de başta savunma sanayi olmak üzere pek çok alanda kullanıldığını söyledi.
CERN’deki araştırmalarda dünyanın en önemli bilişim teknolojilerinin geliştirilmeye başlandığını, dünya genelinde pek çok bilgisayarın ortak kullanılmasını sağlayacak ”Grid” teknolojisinin en ileri araştırma aşamalarının da burada yapıldığını kaydeden Sultansoy, Grid’in www sisteminin bir üst sistemi olduğunu ve bu teknoloji sonucu gelecekte yaşanacakların tahmin bile edilmesinin zor olduğunu belirtti.
Sultansoy, ”Özellikle e-devlette her mesleğin bilgi alışverişinin çok hızlı yapılacağı dünya genelinde ortak bilgisayar ağı oluşturacak grid projesinin temelleri de burada atılıyor. CERN’in yıllık ürettiği bilgi miktar 15 milyon GB dolayında” diye konuştu.
-CERN’DEKİ TÜRKLER-
Türkiye üniversitelerinden ve TAEK’ten yaklaşık 50 bilim insanının CERN’de yapılan araştırmalara katıldığını anımsatan Sultansoy, bunun yanında 10 bilim insanının da ABD, İngiltere ve benzeri ülkelerin üniversiteleri üzerinden CERN’de çalıştığını belirterek, şunları söyledi:
”Bu sayıya ulaşmamız geçen yıl düşen uçakta kaybettiğimiz Prof. Dr. Engin Arık önderliğinde ve Türk Fizik Derneği başkanlığı desteği ile yaptığımız mücadelenin sonucu. 10 yıl önce bu sayı 10 kişiyi bile bulmuyordu. Son yıllarda Başbakanlığın, DPT’nin ve TAEK Başkanının desteklerini özellikle vurgulamak gerekiyor.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye, mutlaka CERN üyesi olmak zorunda. CERN’de ortaya çıkan yeni teknolojilerden üye ülkeler yararlanabilecek. Ancak gözlemci ülkelerin ne kadar bilgi alabileceği henüz belli değil.. Temel fizikle ilgili konular büyük olasılıkla açık olacak, ancak teknolojilerle ilgili bilgilerin ne kadarının açılacağı belli değil.”
CERN’deki ATLAS deneyinde Boğaziçi ve Ankara Üniversitesi, CMS deneyinde ODTÜ, Çukurova ve Boğaziçi üniversitelerinin doğrudan katıldığını ancak, diğer bazı üniversite elemanlarının da bu dört üniversite üzerinden CERN’deki araştırmaları izleyebildiğini anlatan Sultansoy, Türk araştırmacıların deneylere katkısıyla ilgili şunları kaydetti:
”İki yıl önce Doğuş üniversitesi LHC ile doğrudan bağlantısı olmayan CAST deneyine ve bu sene Yıldız Teknik Üniversitesi ALICE deneyine katıldı. Maalesef bu deneylerin kullandığı detektörlerin yapımına önemli bir katkıda bulunamamışız.
Ama Trigger and Data Acqusition-Tetikleme ve Veri Algılama ve detektör elemanlarının testi ile ilgili çalışmalarda faal olarak özellikle Boğaziçi ve Çukurova grupları yer alıyor.
Bununla birlikte Türk grubu, ATLAS deneyinin fizik araştırma programının hazırlanmasında önemli katkılarda bulundu ve bu kapsamda veri alma hazırlıklarında çalışmalarımız devam ediyor.”
Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Türk araştırmacıların hızlandırıcılar konusunda CERN’de 2020′li yıllarda kurulması planlanan Compact LInear Collider-Kompakt Doğrusal Çarpıştırıcı (CLIC) projesi çalışmalarına katıldığını ve bu kapsamda ilk defa genç bilim insanlarının ve yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin en ileri hızlandırıcı teknolojilerden biri ile ilgili doğrudan deneyim kazanma imkanına sahip olduklarını sözlerine ekledi.
BİR GRUP VATANDAŞIN BAŞVURUSUNU REDDETMİŞTİ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aralarında bazı araştırmacıların da bulunduğu bir grup Avrupalı vatandaşın, “Büyük Hadron Çarpıştırıcı” aleyhindeki başvurusunu reddetmişti.
Kainatın oluşumuyla ilgili “büyük patlama” teorisini doğrulayabileceği düşünülen deneye itiraz edenler, deney sonucu “dünyayı yutabilecek mini kara delikler” ortaya çıkması ihtimalini öne sürüyor ve Fransa-İsviçre sınırındaki CERN laboratuvarının kapatılmasını istiyordu.
Vatandaş grubunun sözcüsü Viyanalı Markus Goritschnig, “Deney durdurulsaydı, şimdiye kadar hiç atılmamış bir adım atılmış olacaktı” dedi ve mahkemenin, yine de dava dilekçesini esastan görüşmesini beklediklerini belirtti.
“Mini kara deliklerin, bilinen en tehlikeli nesneler olabileceğini” söyleyen Goritschnig, deneye katılan 26 fizikçinin “ateşle oynadığını” iddia etti.
Bilimadamları, CERN deneyiyle fiziğin başlangıcına, maddenin ilk kez kütle kazandığı ana gitmeyi ve maddenin neden ve nasıl kütle sahibi olduğu sorusunu cevaplandırmayı tasarlıyor.
AA
yakında/ 4
Eylül 4, 2008
The X-Files: I Want to Believe

Yönetmen: Chris Carter
Oyuncular: Billy Connolly, Gillian Anderson, Amanda Peet, David Duchovny, Adam Godley, Callum Keith Rennie
Gillian Anderson ve David Duchovny’nin başrollerini paylaştığı film, “I Want to Believe” adını taşıyor. Dizinin televizyonda sona ermesinden yaklaşık 6 yıl sonra çekilmeye başlanan filmin yapımı geçen Mart’ta tamamlandı.
Kanada’nın Vancouver kentinde çekilen ve bugüne kadar çok iyi gizlenen filmin konusu tanıdık. Filmde, Fox Mulder’ı canlandıran aktör Duchovny ve Dana Scully’i canlandıran Anderson bu kez, onlarca FBI ajanıyla bir gölde donmuş cesedi arayacak. Filmde ayrıca Fox Mulder ile Dana Scully arasındaki ilişkiye de odaklanılıyor.
Sınırsız müzik iPhone’u devirebilir mi?
Eylül 4, 2008

Nokia, piyasaya çıktığı günden itibaren yok satan iPhone satışlarına erişebilmek için yeni çıkaracağı telefonlarda ücretsiz ve sınırsız müzik indirme özelliğini devreye sokacak.
Dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi Nokia, Apple iPhone’u sınırsız müzikle vurmaya hazırlanıyor. Finlandiyalı firma, yılbaşına doğru uygulamaya koyacağı cep telefonuna sınırsız müzik indirme özelliğini hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Tüketiciler, Nokia ile yapılacak 1 yıllık özel anlaşma sayesinde bu servisten yararlanabilecek. 1 yılın sonunda cep telefonundan sınırsız müzik indirebilmek için özel bir aparat satın almak gerekecek. 1 yıl bedava müzik indirenler,indirdikleri şarkıları bilgisayarlarına aktarabilecek. Yıl sonuna doğru uygulamaya geçmesi beklenen proje ilk olarak 5310 modellerinde denenecek.
iPHONE’LA AYNI MAĞAZADA
Nokia, pazar payını artırmak için hem sınırsız müzik uygulamalarını, hem de yeni model cep telefonlarını ilk olarak İngiltere pazarına sürecekç Firmanın yeni modelleri, İngiltere çapında 800 mağazası olan Carphone Warhouse’da satılacak. Apple’ın satış rekorları kıran telefonu iPhone’da İngiltere’de bu mağazalarda satılıyor.
Sınırsız müzik indirme özelliğine sahip olan 5310′ların 100 – 200 sterlin (250 – 500 YTL) arasındaki bir fiyata satılması bekleniyor.
HENÜZ ANLAŞMA YOK
Nokia, iPhone’u yeni projesiyle vurmaya hazırlanıyor ancak cep telefonlarına müzik indirmeyi sağlayan paylaşım siteleriyle henüz bir anlaşma yapılmadı. Şu anda kadar 4 büyük paylaşım sitesiyle irtibata geçen Nokia, görüşmelerden bugüne kadar olumlu bir sonuç alınamadığını ancak ksıa süre içinde anlaşmanın sağlanacağını açıkladı.
YASA DIŞI MÜZİK İNDİRMEYE SON
Nokia’nın İngiltere’deki operasyonlarından sorumlu müdürü Simon Ainsle,”Ürettiğimiz projenin şu anda eşi benzeri bulunmuyor. Kimse hem sınırsız müzik, hem de indirilen müzikleri saklama imkanı sunmuyor. Bu iş, yasa dışı müzik indirme faaliyetleri nedeniyle zor günler geçiren müzik endüstrisi için de önemli bir kaynak olacak. Bir çok aile çocuğuna yasa dışı müzik indirmeme konusunda eğitim vermeye çalışıyor” dedi.
Teknoloji Uzmanı Carolina Minasi ise, Nokia’nın bu projeyle marka değerini artıracağını ifade ederek,” Sınırsız müzik indiren telefonlar markaya değer katacaktır. 5310, telefon olarak iPhone ile karşılaştırılamaz ancak Avrupa’nın ağır bir resesyon geçirdiğini ve insanların lüsk masraflarından birer birer vazçeçtiğini unutmamalıyız. Bu bağlamda sınırsız müzik indiren ve uygun fiyatlı ve 5310 insanlara çekici gelebilir” şeklinde konuştu.
kaynak: Gazeteport
Internet haberciliğinde ‘gerçek’ nerede?
Eylül 2, 2008

Bilgi çağında yaşıyoruz ve bütün teknolojik imkanlar elimizin altında. İletişimin her şekilde dijitalleştiği bir dönemde, “haber” denen nosyonu ‘hızlı’ bir şekilde takip edip ‘güvenilir’ bir şekilde sunabilmek için gene de ‘mesleki’ içgüdülere ihtiyaç var. Internet denilen devasa mecra bir sürü haber portalıyla dolu. Televizyonlar ve uydu kanalları hiç durmaksızın dünyanın dört bir yanından enformasyon taşıyorlar bize. Asıl büyük paradoks şurada ki, global gündemlerin anlık bazda değiştiği ve her türlü bilgiye anında ulaşabilmemize rağmen neyin gerçek, neyin manipülasyon olduğunu iyice karıştırmaya başladık. Gerçeklikle sanallık arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığı bir zamanda belki de sorulması en meşru soru şu:
“Büyük puntolarla ve en öncelikli haber olarak bize iletilen bu olayların, diğer olaylardan daha önemli olduğuna kim karar veriyor?”
“Büyük puntolarla ve en öncelikli haber olarak bize iletilen bu olayların, diğer olaylardan daha önemli olduğuna kim karar veriyor?”
OKUYUCULAR HABERLERİ KENDİLERİ OLUŞTURUNCA NE OLUYOR?
Mesela Digg, Reddit, Newsvine ve benzeri siteler, odalar dolusu haberci çalıştırmıyorlar. Ama kendi okurlarını ‘interneti tarayarak önemli olduğuna inandıkları konuları diğer okurlarla paylaşmaya’ davet ediyorlar. Bu sayede bir araya getirilen haberlerin oylanarak ‘en önemli haberin’ seçilmesi, önplana çekilmesi ve forum alanlarında tartışmalara olanak verilmesi, bu türden sitelerin genel işleyiş prensibini oluşturuyor. Kullanıcılar tarafından üretilen içeriğin derlendiği çok heyecan verici bir deneyim bu. İnsanlar hem mp3 play listelerini birbirleriyle paylaşırken hem de herhangi bir haber konusunda çok değişik açılardan konuya ilgili olabilecek farklı görüşler de sunabiliyorlar. Geleneksel şekilde habercilik anlayışını sürdürmeye çalışan websitelerine kıyasla bu türden bir yayıncılık şeklinin çok daha ilgi çekici olduğunu kabul etmek gerek. Ancak haberin tarafsızlığı ve güvenilirliği konusunda aynı derecede olumlu cümleler kurmak için henüz çok erken görünüyor. Bu tür sitelerden en tanınmışı Digg (http://digg.com) Ocak 2004′ten beri yayında. Geçtiğimiz Ocak ayında ise 5.8 milyon Amerikalı bu siteyi ziyaret etti. Bu sayı Yahoo News ziyaretçi sayısından az olmakla birlikte aynı dönemdeki ziyaretçi sayılarıyla kıyaslandığında kesinlikle BBC, Boston Globe ve Associated Press ziyaretçilerinden fazla oldu.
HABERİN GÜVENİLİRLİĞİNİ SAĞLAMAK BÜYÜK BİR SORUN
Ziyaretçilerin katkılarıyla haber gündemi oluşturan bu siteler ‘güvenilir’ haber kaynağı olarak referans alınabilir mi? Eğer okurların tercihine bırakılırsa haberler nasıl bir görünüm alır? Normal şartlarda gazetelerin arka sayfalarında kaybolup gidecek bazı haberleri bu türden websiteleri sayesinde ‘önplanda’ görme imkanı buluyoruz bir defa. Ancak bu tür haberlerin içeriğinin oluşmasında dedikodu veya spekülasyon çok etkili ve belirleyici olabildiği için, haber kaynakları karanlıkta kalıyor ya da hiç bilinmiyor. Tıpkı zincir mesajlarda dolaşan şehir efsaneleri ve sahte hikayeler gibi… Şu farkla ki bu sefer ilgili veya ilgisiz bir resimle süslenmiş haldeler ve ‘gerçek ve objektif bir haber’ kisvesi taşıyacak şekilde bir websitesinde sergilenmekteler. Komplo teorileri, hükümetlerin ve çok uluslu şirketlerin büyük ve gizli planları vs. gibi konular bu sitelerde çokça önplana çıkıyor ve bu haberleri okurken adeta kendinizi “ACİL: Tanıdığınız herkese forward edin!!!” başlığıyla size gönderilmiş bir e.posta mesajıyla karşılaşmış gibi hissediyorsunuz. Yerel haberler ve şehrinizle ilgili ayrıntıları arıyorsanız, bu türden sitelerin çok yararlı olduğunu vurgulamak gerek. Semt ve şehir ölçeğindeki haberler bu sitelerde çok daha canlı ve dikkat çekici oluyor, geniş bir ziyaretçi kitlesince de takip ediliyor. Ancak bu haberlerin dünya gündemini ne derece ilgilendirdiği konusunda yanlış izlenimlere kapılmamanız çok önemli.
HABER FORUMLARI GERÇEKTE NE İŞE YARIYOR?
Ama gene de şu an için bu türden forumların ve haber sitelerinin “bizi bize göstermek” gibi faydalı bir iş yaptığını unutmayalım. Şöyle düşünün: Aldığınız bir gazeteyi okurken canınız sıkılınca kaldırıp atarsınız. Oysa o gazetenin içeriğini siz belirlemiş ve fotoğraflarını ve siz seçmiş olsaydınız, belki de her satırını heyecan ve ilgiyle okuyacaktınız? Anlatılan haberler ve yazılan yorumlara, onları yazan kişileri tanımak için baktığınızda, bu kişilerin oluşturduğu toplumu daha iyi anlamak yolunda yararlı bir adım atmış olacaksınız belki de…
KİŞİSEL AYARLAR İŞE YARAR MI?
Haber sitelerinin ve portalların pek çoğu teknolojik imkanları hatırlatarak kendi ayarlarınızı yapabileceğinizi böylece ilgilendiğiniz konu başlıklarını öne çekerken görmek istemeyeceğiniz kategorilerin ekranınıza gelmemesi için engelleyebileceğiniz bir altyapı sunuyorlar. Ancak kaç kişi bu kadar zahmeti göze alıp da ‘kendine özel’ haber portalı ayarlarını yapıyor, orası belli değil. Bu ayrım yapılmadığı sürece hangi haberin ‘eğlencelik’ hangisinin ‘bilgi edinme’ amaçlı olduğunu ayırdetmek bile pratikte imkansız hale gelebiliyor.
OKURLARIN KATKILARIYLA OLUŞAN SİTELERİN SONU HEP HÜSRAN
Okurların katkılarıyla içerik oluşturulan websitelerinin sonunu getiren ise ‘popülerleşmeleri’ oluyor ki bunun çok ironik bir döngü olduğunu söyleyebiliriz. 8-10 yıldır Internet kullanıcısı olan herkes bu türden olaylara şahit olmuştur: Online olarak bir araya gelen topluluklar, kritik değerdeki bir kullanıcı kitlesine ulaşınca, popülerliklerini aniden yitiriveriyorlar. Bunun bir nedeni, haber sitesi veya forumun çok dağınık ve kopuk bir yapıya ulaşması. Diğer nedeni ise forumlara bırakılan mesaj ve yorumların giderek ‘konuyla ilgisi olmayan, çoğu kere sahtekarlık amaçlı veya spam benzeri’ mesajlara dönüşmesi. Önceleri “İşte kendimi özgürce ifade edebileceğim bir site buldum” diyerek başlarda merak ve ilgiyle bağlandığımız bir forum veya haber sitesi için kısa bir süre sonra “Bilen de bilmeyen de buraya gelip alakasız ve saçma şeyler yazmaya başladı artık” demeye başlıyoruz. Bu döngünün farkında olan site yaratcıları ise ‘miyadı dolan’ websitelerini usulca kenara çekerken, ‘yeni bir konsept, yepyeni bir forum’ sloganını öne çıkararak yeni bir site kuruyorlar. Yani piyasaya yeni bir marka çıkarıyorlar. Onlar için asıl önemli unsur, reklam gelirlerinin düşmemesi. Bu süreçte ‘tarafsız haber ve özgür yorum’ gibi kavramlar ancak ziyaretçi çekmeye yarayan güzel ama boş sözler olarak kalıyor.
kaynak: http://www.guncel.net/r/30231
Google’dan web tarayıcısı
Eylül 2, 2008

Arama motoru Google, “Google Chrome” adlı yeni web tarayıcısının deneme versiyonunu bugün başlatıyor. Google yetkililerinin arama motorunun resmi bloğundan yaptıkları açıklamaya göre, “Google Chrome” adı verilen ve Windows kullanıcılarının yararlanabileceği yeni tarayıcının Beta versiyonu bugün deneme amaçlı olarak kullanılacak. Yetkililer, 100′den fazla ülkede başlatılacak deneme versiyonu ile bu konuda daha geniş bir tartışma açmayı hedeflediklerini söyledi.
Google’ın ürün yönetim müdür yardımcısı Sundar Pichai, Google’ın bu hizmetinin “web”de yeniliği teşvik etmek amacını da taşıdığını duyurdu. Arama motorunun yöneticileri, “İhtiyacımız olan sadece bir tarayıcı değil, aynı zamanda web sayfaları ve uygulamalar için de modern bir platform. Yapmaya çalıştığımız da bu” ifadesini kullandı.
“Google Chrome” daha iyi bir hız ve yanıt verme kapasitesiyle ve “dolandırıcı sitelere” karşı da daha güçlü bir güvenlikle hizmet vermeyi hedefliyor. Internet Explorer adıyla dünyada en çok kullanılan web tarayıcısının sahibi Microsoft, pazardaki bu hakimiyeti yüzünden sürekli mahkemelerde kendini savunmak durumunda kalıyordu. Önce ünlü arama motoruyla piyasaya hakim olan Google’ın yeni web tarayıcısı, bu alanda Microsoft’un karşısına çıkan rakiplerden sadece biri.
kaynak: http://www.guncel.net/r/30563
kime göre, neye göre/ 4
Ağustos 29, 2008
İnternet

*sarhoş bir kişinin internet hakkındaki yorumu :
bu internet çılgınlığı da nedir?, kedi hayvani gibi birşey midir!?
*Milyonlarca bilgisayardan oluşan, binlerce bilgisayar ağını birbirine bağlayan global ağa internet denir. İnternet kullanıcıları birbirleri ile haberleşmek için ortak bir anlaşma dili kullanırlar. Bu ortak anlaşma diline tcp/ip denir. Bu protokol sayesinde donanım ve yazılımdan bağımsız olarak bilgisayarlar arası iletişim mümkün olur. bilgi paylaşımı için global bir yapı sağlayan internet, iletişime de farklı boyutlar kazandırmıştır.
*yeni nesil potansiyel ekmek teknesi, teknolojik hede kimilerinin halen bilmediği hadise
*2000 yılı verilerine göre dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon kullanıcı sayısı olan,120 milyon host içeren ve de 1 milyarın üzerinde belge saklayan en büyük ağ.
*Türk Telekomun yeni uygulamasıyla artık daha pahalı geldiği elimize ulaşan aralık ayı faturalarından anlaşılan olay.
*Dünyada; bilişim, iletişim, araştırma, geliştirme başlıkları altında kullanılan sonsuz bir bilgi alanı. ancak bizde “cinsel sorunları çözme, kısmet bulma, oyun sitelerinde okeye dördüncü bulma” amacıyla kullanılan eşsiz ve boynuzsuz bir geyik deryası olarak kullanılıyor.
*hep en önden izleyebildiğiniz, kimsenin bilet falan sormadığı fasilite.. maaşallah diyelim..
*Şu anda dünya nüfusunun binde beşinin erişebildiği bir ayrıcalık.
*İstanbul’da çok çok uzun yıllardan beri faaliyet gösteren bir böcek ilaçlama servisi
*Beynelşebeke
*Yeni ekonominin en şirin oyuncağı, masrafları düşüren, verimliliği arttıran, bürokrasiyi azaltan, araya aracı sokmadan yüzlerce işleminizi yapabildiğiniz araç.
kaynak: http://www.eksisozluk.com
Facebook film oluyor!??!!**?/
Ağustos 29, 2008

Son dönemin en popüler internet sitesi olan Facebook hakkında bir film yapılacak.
Senaryo yazarı Aaron Sorking, sosyalleşme sitesi Facebook’un kurucuları hakkında bir film yapacak.
kaynak: http://www.guncel.net
Biber tohumlarından “düşmanlara karşı” savunma!
Ağustos 22, 2008
Biber tohumlarından “düşmanlara karşı” savunma!

Araştırmacılar, capsicum chacoense türü biberlerin, “düşmanlarının” sayısına göre kendini acılaştırdığını gördü.
Biberlerin, saldıran böceklerin sayısı fazla olduğunda acılaştığını, mantarların sayısı arttığında daha da acı hale geldiğini söyleyen araştırmacılar, böcek ya da mantarın olmaması halindeyse biberlerin acılaşmadığını belirtti.
Böcek ve mantarların beraber saldırmasının biberler için ölümcül olabileceğini vurgulayan araştırmacılar, bazı böceklerin beslenmek için biberin üzerinde delikler açtığını, mantarlarınsa bu deliklerden içeri girerek tohumlara zarar verdiğine dikkati çekti.
Bilimadamları bu savunma mekanizmasını biberlerin en büyük düşmanı olan kuşların kırabildiğini de belirtti. Kuşların biberlerdeki acı tada tamamen duyarsız olduğu biliniyor.
Araştırma, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlandı.
kaynak: http://www.cnnturk.com
“tehlikenin kokusunu”
Ağustos 22, 2008
Memelilerin burnunda, türdeşlerinin tehlikeyle karşılaştığında yaydıkları kokuları algılayabilmelerini sağlayan özel bir alıcı olduğu bildirildi.

Bir fareyi, su kabının “tehlikeli olduğunu anladıktan” sonra uyarı için feromon (bir canlıdan salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliklerine yol açan kimyasal koku) yayan farelerin ve bir su kabının bulunduğu ortama koyan Lozan Üniversitesi’nden bilimadamları, bu farenin hemen su kabından uzaklaştığını gördü.
Bilim adamları, bu tepkinin nedeninin burnun girişinde bulunan ve 300 ila 500 hücreye sahip Grueneberg sinir düğümü (gangliyon) olduğunu belirtti. Bu hücrelerin beyne tehlike uyarısı göndermek için kendi içindeki kalsiyumu kullandıkları 1973′te keşfedilmiş ancak daha sonra bu konu göz ardı edilmişti.
Araştırmacılar, başka feromonlara, başka kokulara maruz bırakılan farenin sinir düğümündeyse hücreler arasında kalsiyumda artış olmadığını gördü. Böylece bir türdeşin salgıladığı sadece tehlike feromonlarının uyarıyı aktif hale getirebileceği anlaşıldı.
Başka bir deneydeyse araştırmacılar, bir farenin sinir düğümünü aldı. Fare, bir yere gizlenen bisküvinin kokusu gibi bazı kokuları fark etti ancak mevcut uyarı feromonlarına tepki vermedi.
Hans Grueneberg tarafından keşfedilen ve onun adını alan bu sinir düğümü insanlarda da bulunuyor. İsviçreli bilimadamlarına göre, sinir düğümünün insanlarda başka bir kişinin stresini algılamakta kullanıldığı düşünülebilir.
Science dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan bilimadamları bu tür uyarı sinyallerinin, tehlikeden ya da düşmandan kaçmak, grubu düşmandan korumak gibi belirli davranışlar sonunda ortaya çıktığını ifade ettiler.
Buna benzer bir uyarı sisteminin diğer türlerde var olduğu daha önce biliniyordu.
kaynak: http://www.cnnturk.com
Concrete Pillow (Taş Yastık)
Ağustos 20, 2008

Yönetmen: Fatih Hacıosmanoğlu
Lodos ve Poyraz, İstanbul’da eski bir kitap ciltleme dükkanı işleten bir ailenin iki oğludur. Lodos, Chicago’da bir kitapçı dükkanında çalışmaktadır. Bir gün silahlı soyguncular Lodos’un çalıştığı kitapçıya gelir ve dükkandan Hamlet’in bir kopyasını çalarlar. Lodos, bu olay üzerine İstanbul’a, ailesinin yanına dönmeye karar verir.
İstanbul’da da hayat çok yolunda gitmez. Evin kedisi Hamlet, Lodos’un annesine emanet ettiği Şehrazat adındaki muhabbet kuşunu öldürür. Bu olay Boğaz rüzgarlarının çok daha sert esmesine sebep olur.
Oyuncular: Suna Selen, Fatih Hacıosmanoğlu, Ali Savaşçı, Oktay Dener, Yasemin Güvenç, Banu Fotocan, Cengiz Bozkurt, Joanne Bellinger, Dave Ogren…
kaynak: http://www.guncel.net
